dil güçsüz ;ağız küfür dolu!!!!


sık sık kendimi idam sehpası gibi hissettiriyorsunuz .infaza sürekli eşlik eden tekmelenen ve arkasını döndüğünde sadece yalnızlığı ve soğukluğu kalanlar gibi ...


19 Ocak, 2012

24 Kasım, 2011

maçta 89. dk.

Kimlik, “öz” ve “form” arasındaki ayrıma benzer bir farkla kişilikten ayrılır. “Öz” esas olan “ben”dir. “Kendi” olmanın temelindeki çekirdektir. Hareketlerimizin ve varoluşumuzun ana referans noktasıdır. Yapıcı güçtür. Oysa “form” kişinin kendisini çevresine gösterme biçimidir. Görüntüye(daha doğrusu duyulara) dayalı bir ifade şeklidir. Toplumun bizi görmesini istediğimiz(ve böylece kendimizi güvende hissedeceğimiz) işlevsel halimizdir. Tam da bu noktada kimlik devreye girer. Kimlik, kişinin formunu oluştururken karşılaştığı en büyük ve etkili dışsal etkendir. Toplumun sahip olduğu kimlik bilinci, doğan her çocuğa itinayla işlenir. Kimlik bilinci ile Pavlov’un Köpeği gibi şartlandırılan çocuk, ileride, toplumla ters düşse dahi toplumun sınırlarını geçmeyi göze alamaz.
Kimlik geleceğimizin garantisidir. Riskten korkan ve istikrara tapan insanlığın bir yan ürünüdür.
Kimlik, öncelikle insan olan bireyin bir devlete bağlı bir vatandaş olduğunun göstergesidir. İliklere işleyen kimlik, insanı, diğer ülke insanlarından ayırır. Böylece dost ve düşman belirlenir. Yoksa silahlar nasıl satılır?!
Devletin hudutları, toplumun hudutları; insanın hudutları haline gelmiştir. Önemli olan insanın varlığı değil, devletin bekasıdır.
Kimlik: 1-        Kişilik: 0

21 Temmuz, 2011

Lale Savaşı

Bir gün, büyücüler, dünyanın en nadide lalelerini üretmeye karar verirler. Bu erek yolunda tüm büyücüler birlik olurlar. Kendilerinden alınmış olan saygınlığı geri kazanmaya kararlıdırlar. Yaşam alanlarının kısıtlı olması vesilesi ile insanların kolay kolay ulaşamayacağı bir yükseklikte bir devletçik kurarlar. Birbirlerini kısıtlayacak veya yasalar üretip birbirlerini suçlayacakları herhangi bir devlet değildir bu:  ortak bir amaca hizmet ederken işleri kolaylaştırma amacıyla kurulmuştur. Devletin başı yoktur aynı zamanda.  Baş kaldıracakları hiyerarşik bir yapı da… Akıllarında yalnızca üretilecek olan ender laleler bulunmaktadır.

Bu laleler sayesinde Nabukadnezar’ın şanını bile aşmayı planladılar. Görkemli kuleler inşa ettiler göğün yamaçlarına. O yükseklikte insanoğlunun yapamayacaklarını yapmak için ant içtiler kendi aralarında. Herkesin aklında başka başka lale fikri vardı. Kimi muhteşem kadın vücutlarına benzeyen laleler üretmek istiyordu; kimiyse kendi suretini laleye yansıtmak… Herkes nasıl bir lale yetiştirmek istediği konusunda özgürdü ne de olsa… Amaç; güzel bir şeyler yapabilmekti.

Ama büyücüydüler en nihayetinde. Yaşam alanları gibi, yapabilecekleri de sınırlıydı. Günler geçti. Aylar geçti… Bir sonuç alamadılar çalışmalarından. Dünyadaki bütün lalelere ulaşıp onların özlerini almak istediler. Bu amaçla yaratılanların en kusurlusundan yardım almaya karar verdiler. İnançlarının taze esintisiyle dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Gruplar halinde tüm kıtalara yayıldılar.

Dağ yamaçlarında, uçsuz bucaksız ovalarda, yaylalarda, koca şehir meydanlarında kimi gördülerse yaklaştılar. Ama sandıklarından çok daha farklıydı dünya. Kendi saflıklarının içinde boğuldular.

Türlü badireler atlattılar. Kimileri yakıldı, kendi evrenlerine katkısı olmayanlar tarafından; kimileri sirklerde maymun yerine kullanıldı. Kimileriyse, kendi dertlerinden başka bir şey görmeyen insanlar tarafından tutsak edildi.

Gözleriyle gördükleri çirkinlikleri gönüllerine anlatacak bir dil bulamadılar. Gönüllerindeki güzelliği dinleyecek herhangi bir insan evladı bulamadıkları gibi…

Oysa onlar dünyanın güzelliğine güzellik katmak istiyorlardı. Lale yalnızca bir bahaneydi.
Oysa onlar, aslında büyücü de değillerdi. Yalnızca dünyanın gidişatını değiştirebileceklerine inanan ve bunun için çabalayan bir avuç insan seliydi.
Hepsi “Geldi, gördü ve yenildi…”.

12 Haziran, 2011

yasak verin bana,
dayak verin.
kelimelerimi çiğneyin sakız niyetine...
köprülerimi yıkın
bağımsızlığımı çalın.
köşeye sıkıştırın.
aç bırakın
ismimi alın
cismimi sokağa bırakın
aç köpekler gibi...
mahremiyetimi bozun
kancanızı sokun boynuma.
ölümümü sarmalayın
siyah zambaklar gibi..
kuyruğumu bir yerime sokun...
inancım kör bir domuz gibi
gezinsin sokaklarda.
isim verin bana,
lakap takın...
soysuz deyin,
onursuz deyin...
parçalayın değersiz bedenimi,
ulu orta...
kaldırın beni.
kandırın beni,
düzen adına yalan söyleyin!

bir tek ruhumu bırakın bana;
en azından
hayallerimi kurtarabileyim!..

23 Şubat, 2011

yadünyadünyadünyadünyadünyadün


Dün hiçbir şey yapmamakla
çok şey yapmak arasındayken
Şuan hiçbir şey yapmamakla
Bir şey yapmak arasındayım!
Kabullendikçe sinirleniyorum
Ambalajından yeni çıkarılmış dünyaya.

25 Ocak, 2011

Seninki kaç santim? - Greenpeace

Seninki kaç santim? - Greenpeace: "2050’de dünyadaki balık stokları tükenecek. Denizleri hala sonsuz bereket kaynağı olarak görüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Büyük balıkların %90’ı çoktan yakalandı. Toplam balık stoklarının %60’ı bitti. Gerı kalan %40 ise 40 yıl içinde son bulacak. Balıkların bittiği gün deniz yaşamı da bitecek."

01 Aralık, 2010

kum saati


insanin kalbi de dahil tum yasamsal faaliyetleri; düşüncel, fiziksel hatta ve hatta ereksiyonel sabit bir kum saatine bağlı çalışıyor sadece kumların akış hızı farklı olabiliyor, olan biten, bitemeyen ,takılıp kalan her zaman aynı ...
Yaşamışlığın ya da yaşamamışlığın izleri kum taneciklerinin dolup boşalmasından ibaret.Mutlu ve/veya mutsuz tüm hallerde kumlar bir dolup bir boşaliyor.Eger kum saati zamanından önce ya da geç ters cevrilirse mekanizma teklemeye başlıyor.